Korka korka değil usul usul değil
Elim yüreğimde çarpa çarpa geldim
Aç kapıyı bak ne diyeceğim
Bir senin ellerinden bir senin gözlerinden
Dişlerinden dudaklarından
Nergisler ocak ayında açtı
Kendimden bahsetmeyeceğim
Yediveren güllerden duvarlardan sarkan güllerden
Çocuklardan sabah erken okula giderlerken
Atlardan bahsedeceğim
Kan ter içinde atlardan
Aç kapıyı bak ne diyeceğim
Ne kadar küsülü çocuk varsa barıştırdım oynuyorlar
Tam kırk çeşit sarmaşık gül buldum penceremin dibinde açacak
buralarda zaman durdu şimdi,
vakit sensizliğin tam ortasında.
şiirler ıslanmış bir kenarda,
şarkılar sana küsmüş,
yeşerttiğin çiçekler kurumuş,
penceremdeki güvercinler artık uçmuş…
hayaller başkalarına armağan olmuş,
karanlıkta umutlar yokolmuş,
hani doğum gününde verdiğim gül var ya,
işte o da maalesef solmuş….
sensizliği yaşarken yüreğimde,
unutamadığım ve hep özlediğim
o sıcacık bakan gözlerin
diyorlar ki beni silmiş….
dedim ya sana;
buralarda zaman durdu
vakit sensizliğin tam ortasında…
| Canım İstanbul
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. |
Alsancak garı’na devrildiler
Gece garın saati bela çiçeği
Hiçbir şeyin farkında değildiler
Kalleş bir titreme aldı erkeği
Elleri yırtılmıştı kelepçeliydiler
Çantasını karısı taşıyordu
Hiç kimse tanımıyordu kimdiler
Gece garın saati bela çiçeği
Üçüncü mevki bir vagona bindiler
Anlaşıldı erkeğin gideceği
Bir şeyden vazgeçmiş gibiydiler
Bir türlü karısına bakamıyordu
Kalkın verin şu aşıkın sazını
Nasihat eylerse tutun sözünü
Ejderha misali açmış ağzını
Korkarım yutacak yer beni beni
Şimdi menzilimiz yüceden yüce
Çok masarif edip girmeyin borca
Varından ziyade bir altın harca
Sarıp gül kefene koy beni beni
ANLARSIN
Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın
Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın
Mavi bir gökyüzümüz olsun
Kanatlarımız dokunarak uçalım
İnsanlardan buz gibi soğudum
İşte yalnız sen varsın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın
Cahit KÜLEBİ
Sen gittin; olanlar oldu, sevdiceğim,
Sen gittin; (sen giderken hava açıktı.)
Sen gittin; sadece kokun kaldı çiçeğim,
Sen gittin; aniden firtına çıktı,
Uzarsa bu ayrılık, neler olur bir düşün.
Sen gittin; aynalar pörsüdü, tozlandı,
Sen gittin; nevrimiz birdenbire değişiverdi.
Sen gittin; hüznümüz alazlandı,
Sen, gittin; içimize bir acı düşüverdi.
Uzarsa bu ayrılık, neler olur bir düşün.
Bilinmeyen zamanın
Çıldırmış saatleridir,
Başımın üzerinde
Buz kalıplarını kırıyorlar.
Giderken bıraktığın
Ayrılık;
Her geçen gün
Büyüyor da büyüyor.
Tutsam,
Gırtlağını sıkacam.
Gücüm yetmiyor.
Sensiz hiçbirşey
İçimi ısıtmıyor.
Donup kaldı hayallerim.
Uykular
Gözlere haz/an asılırken
Hüzzam şarkılar damlar diline
Gazelimsi bakışlarda rüzgâr dolaşırken
İç ağrısı kırık bir ayrılık düşer tenine
Yağma edilirken gökkuşağı
Bahar biter güz gelir
Sinesine doğar güneşin ayazı
Baki kalır hasret yanıkları…
Hatırladıkça geçmişi,
Kuytulaşır isyan yüklü anılar
Nöbetçi düşlerin sıcak hülyalarında
Soğuk güneşler doğar verilmiş sözlere
Ne yıldızlar gülümser eskisi gibi
Ne duyguları kalır zamansız yitişlere